Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması: Uluslararası Hukukta Türkiye'nin Haklılığı ve Avrupa Birliği'nin Çifte Standardı

İçindekiler [Göster]

Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması, Doğu Akdeniz'de kıyıdaş iki egemen devletin uluslararası hukukun hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlarını belirlediği resmî ve bağlayıcı bir mutabakattır. 27 Kasım 2019 tarihinde İstanbul'da imzalanan bu stratejik belge, 20 Ekim 2026 tarihinde Libya'nın doğusundaki Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi tarafından oy birliğiyle onaylanarak tarihi bir diplomatik aşamayı geride bırakmıştır. Ancak Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in anlaşmayı "geçersiz ve hükümsüz" ilan eden açıklaması, Brüksel'in uluslararası deniz hukuku içtihatlarını yok sayan siyasi ve çifte standartlı yaklaşımını bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması Nedir ve Neden İmzalandı?

Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması, Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Devleti arasında Akdeniz'deki deniz yetki alanlarının hakkaniyet ilkesine göre sınırlandırılmasını sağlayan ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın 102. maddesi uyarınca tescil edilmiş uluslararası bir antlaşmadır. Doğu Akdeniz'de en uzun anakara kıyı şeridine sahip ülke olan Türkiye, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) bölge ülkeleriyle yaptığı tek taraflı anlaşmalarla Antalya Körfezi'ne hapsedilmek istenmesine karşı bu hukuki adımı atmıştır.

Yunanistan, 2000'li yılların başından itibaren Türkiye'ye yalnızca 2 kilometre, kendi anakarasına ise 580 kilometre uzaklıkta bulunan 10 kilometrekarelik Meis Adası'nı baz alarak yaklaşık 40 bin kilometrekarelik bir deniz yetki alanı talep eden "Sevilla Haritası" tezini Avrupa Birliği (AB) üzerinden dayatmaya çalışmıştır. Türkiye, 27 Kasım 2019'da BM tarafından tanınan Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladığı mutabakat muhtırasıyla bu jeopolitik kuşatmayı hukuki zeminde kırmıştır. Anlaşma, Fethiye-Marmaris-Kaş kıyıları ile Libya'nın Derne-Tobruk-Bordiya kıyıları arasında kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda 18,6 deniz mili uzunluğunda bir sınır hattı çizerek iki ülkeyi denizden komşu statüsüne kavuşturmuştur.

20 Ekim 2026 Libya Temsilciler Meclisi Onayı Ne Anlama Geliyor?

20 Ekim 2026 tarihinde Libya Temsilciler Meclisi'nin 2019 tarihli deniz yetki alanları mutabakatını oy birliğiyle onaylaması, anlaşmanın Libya'nın hem batısındaki hem de doğusundaki tüm meşru siyasi aktörler tarafından devlet politikası olarak kabul edildiğini kanıtlamaktadır. Anlaşma ilk imzalandığında Trablus merkezli hükümet tarafından yürürlüğe konulmuş, ancak ülkenin doğusundaki Temsilciler Meclisi 2020 yılında aldığı 1 ve 6 sayılı kararlarla mutabakatı reddettiğini ve Ankara ile ilişkileri askıya aldığını duyurmuştu.

Türkiye'nin yedi yıl boyunca yürüttüğü dengeli, kapsayıcı ve Libya'nın toprak bütünlüğünü önceleyen diplomasi trafiği, Ekim 2026'da somut meyvesini vermiştir. Tobruk'taki Temsilciler Meclisi, 2020 tarihli ret kararlarını oy birliğiyle iptal ederek anlaşmayı resmen onaylamıştır. Bu tarihi adımla birlikte Yunanistan ve AB'nin yıllardır uluslararası platformlarda öne sürdüğü "anlaşma Libya Parlamentosu tarafından onaylanmadığı için iç hukukta geçersizdir" argümanı tamamen çökmüştür.

Ursula von der Leyen'in Tepkisi Nedir ve AB Neden İkiyüzlü Davranıyor?

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Libya Temsilciler Meclisi'nin 20 Ekim 2026 tarihli onay kararının hemen ardından yaptığı açıklamada mutabakatı "sözde anlaşma" olarak nitelendirmiş ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. Von der Leyen'in bu tepkisi, AB'nin tarafsız bir uluslararası örgüt gibi değil, üye devletler Yunanistan ve GKRY'nin maksimalist taleplerinin doğrudan sözcüsü gibi hareket ettiğini göstermektedir.

"Libya Parlamentosu'nun bugün Akdeniz'deki deniz yetki alanlarının belirlenmesine ilişkin sözde Libya-Türkiye Mutabakat Zaptı'nı onaylamasından derin üzüntü duyuyoruz. Bu anlaşma üçüncü devletlerin egemenlik haklarını ihlal etmektedir, Deniz Hukuku'na uygun değildir, geçersiz ve hükümsüzdür. Yunanistan ve Kıbrıs ile dayanışmamızı bir kez daha teyit ediyoruz." — Ursula von der Leyen, Avrupa Komisyonu Başkanı (20 Ekim 2026)

Brüksel'in bu açıklamasındaki temel çelişki ve çifte standart, AB'nin kendisine yetki verilmeyen bir alanda yargıçlık soyunmasıdır. Avrupa Birliği'nin kurucu antlaşmalarında, Birlik organlarına egemen devletler arasındaki deniz yetki alanı sınırlandırma anlaşmalarının hukuki geçerliliğini denetleme veya "hükümsüz" ilan etme yetkisi tanınmamıştır. Uluslararası hukukta bir anlaşmanın geçerliliği siyasi dayanışma bildirileriyle değil, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) içtihatları ve uluslararası sözleşmelerle belirlenir.

Avrupa Birliği'nin Doğu Akdeniz politikasındaki ikiyüzlülüğü ortaya koyan başlıca unsurlar şunlardır:

  • Yetki Gaspı ve Yargıçlık Rolü: AB Komisyonu, iki egemen ve BM üyesi devlet olan Türkiye ile Libya'nın karşılıklı iradeleriyle imzaladığı ve BM Sekretaryası'na tescil ettirdiği bir anlaşmayı, "üye devlet dayanışması" adı altında yok saymaya çalışmaktadır.
  • Kıbrıs Türklerinin Haklarının Yok Sayılması: AB, 2004 yılında kendi ilkelerini çiğneyerek ada genelinde çözümsüzlüğü ödüllendirmiş ve GKRY'yi tüm adanın temsilcisi gibi Birliğe kabul etmiştir. GKRY'nin Kıbrıs Türklerinin eşit egemen haklarını gasp ederek Mısır, Lübnan ve İsrail ile yaptığı tek taraflı anlaşmalara tam destek veren AB, Türkiye ve Libya kendi haklarını koruduğunda "hukuk" hatırlatması yapmaktadır.
  • Yunanistan-Mısır Anlaşmasındaki Çelişki: 6 Ağustos 2020 tarihinde Yunanistan ile Mısır arasında imzalanan kısmi deniz yetki anlaşmasında Yunanistan, Girit ve Rodos gibi büyük adalarına bile tam etki (yüzde 100 kıta sahanlığı) alamamış, azalmış etkiyi kabul etmek zorunda kalmıştır. AB, Yunanistan'ın Mısır karşısında kendi tezlerinden taviz verdiği bu anlaşmayı "uluslararası hukuka uygun" bulurken, aynı coğrafi prensibe dayanan Türkiye-Libya anlaşmasını "hukuk dışı" ilan etmektedir.
  • İçişlerine Müdahale Söylemi: Von der Leyen, Libya Parlamentosu'nun kendi egemen iradesiyle aldığı meclis kararını eleştirirken aynı cümlede "Libya'ya yönelik her türlü dış müdahaleye karşıyız" diyerek diplomatik bir ironiye imza atmıştır. Bir ülkenin parlamentosunun oy birliğiyle aldığı yasama kararına dışarıdan "derin üzüntü ve pişmanlık" bildirerek parmak sallamak, doğrudan doğruya o ülkenin egemenlik haklarına müdahaledir.

Uluslararası Deniz Hukuku ve İçtihatlar: Türkiye Neden Haklı?

Uluslararası deniz hukukunda kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlandırmasının temel kuralı, sınırlandırmanın "hakkaniyet ilkelerine" (equitable principles) uygun olarak yapılması ve adaların anakaraların kıta sahanlığı uzantısını kesmemesidir. Hakkaniyet ilkesi, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasında coğrafi özelliklerin, kıyı uzunluklarının orantılılığının ve özel koşulların dikkate alınarak adil bir sonuca ulaşılmasını öngören evrensel hukuk normudur.

Yunanistan ve AB Komisyonu, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (BMDHS) 121. maddesine dayanarak adaların da tıpkı anakaralar gibi tam kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) hakkına sahip olduğunu iddia etmektedir. Oysa bu argüman hem sözleşme hukuku hem de uluslararası yargı kararları açısından temelsizdir:

  1. Türkiye BMDHS'ye Taraf Değildir: Türkiye, adalar ve yarı kapalı denizler konusundaki çekinceleri nedeniyle 1982 BMDHS'yi imzalamamıştır ve sözleşmeye karşı "sürekli itirazcı" (persistent objector) statüsündedir. Uluslararası hukukun temel kurallarından olan pacta tertiis nec nocent nec prosunt ilkesi gereğince, bir antlaşma ona taraf olmayan üçüncü devletler için hak veya yükümlülük doğuramaz.
  2. Hak Sahibi Olma ile Sınırlandırma Farkı: Uluslararası Adalet Divanı içtihatlarına göre bir adanın teorik olarak deniz yetki alanına sahip olması (entitlement) ile iki devlet arasındaki deniz sınırının çizilmesinde o adaya verilecek etki (delimitation) tamamen farklı kavramlardır.
  3. Kesmeme İlkesi (Non-Encroachment): Sınırlandırma hattının ters tarafında kalan veya anakaraların doğal uzantısını kesen adalara tam etki verilmez; duruma göre kısmi etki veya "sıfır etki" (yalnızca karasuları) tanınır. Girit, Kerpe, Çoban ve Rodos adaları, Türkiye ve Libya'nın yüzlerce kilometrelik anakara kıyılarının Akdeniz'e açılımını kapatacak şekilde tam etki alamaz.
  4. Kıyı Uzunlukları Orantılılığı (Proportionality): Deniz sınırlandırmasında devletlerin ilgili kıyı uzunlukları ile elde ettikleri deniz alanları arasında makul bir orantı bulunmalıdır. Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki 2 bin 200 kilometreyi aşan kıyı şeridi karşısında, birkaç kilometrelik ada cephelerine on binlerce kilometrekarelik yetki alanı verilmesi uluslararası mahkemelerce reddedilmektedir.

Uluslararası Mahkeme Kararları Türkiye'nin Tezini Nasıl Doğruluyor?

Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Tahkim Mahkemeleri, bugüne kadar verdikleri tüm emsal kararlarda Yunanistan ve AB'nin savunduğu "her adaya tam kıta sahanlığı ve eşit uzaklık (ortay hat)" tezini reddetmiş, Türkiye'nin dayandığı "hakkaniyet ve adalara kısıtlı/sıfır etki" ilkesini uygulamıştır.

Dava / Karar Adı Tarih ve Merci Adaların Konumu ve Coğrafi Durum Mahkemenin Verdiği Karar ve Emsal Sonuç
İngiltere - Fransa (Manş Denizi) Davası 1977 / Uluslararası Tahkim Mahkemesi İngiltere'ye ait Manş Adaları (Channel Islands), Fransa anakarasına çok yakın ve ortay hattın ters tarafında yer almaktadır. Mahkeme, İngiliz adalarının Fransa'nın kıta sahanlığını kesmesini önlemek için adalara kıta sahanlığı vermemiş, bunları 12 millik karasuları cepleriyle (enclave) sınırlandırmıştır.
Tunus - Libya Kıta Sahanlığı Davası 1982 / Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Tunus'a ait 180 kilometrekarelik Kerkennah Adası'nın sınırlandırmadaki etkisi tartışılmıştır. Divan, hakkaniyet ilkesi gereği oldukça büyük bir ada olan Kerkennah'a tam etki vermeyi reddetmiş, yalnızca yarım etki tanımıştır.
Libya - Malta Kıta Sahanlığı Davası 1985 / Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Bağımsız bir ada devleti olan Malta ile geniş anakara kıyısına sahip Libya arasındaki sınırlandırma ele alınmıştır. Malta bağımsız bir devlet olmasına rağmen Libya'nın çok daha uzun olan kıyı şeridi dikkate alınmış, ortay hat Libya lehine 18 deniz mili kuzeye kaydırılmış ve Filfla adacığına sıfır etki verilmiştir.
Romanya - Ukrayna (Yılan Adası) Davası 2009 / Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Ukrayna'ya ait Karadeniz'deki Yılan Adası'nın kıta sahanlığı ve MEB sınırlandırmasındaki rolü incelenmiştir. UAD, Yılan Adası'na 12 millik karasuları dışında sıfır etki vermiş; bir adanın anakaraların kıta sahanlığını kesecek şekilde sınır hattını değiştiremeyeceğine hükmetmiştir.
Nikaragua - Kolombiya Davası 2012 / Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Nikaragua anakarası açıklarında bulunan Kolombiya'ya ait San Andrés, Providencia ve diğer adaların durumu değerlendirilmiştir. Divan, Nikaragua anakarasının kıyı uzunluğu Kolombiya adalarından 8,2 kat fazla olduğu için Kolombiya adalarını sadece 12 millik cepler içine hapsetmiş, anakaranın deniz yetki alanını kesmesine izin vermemiştir.

Tabloda açıkça görüldüğü üzere, uluslararası yargı organları bağımsız bir ada devleti olan Malta'ya bile anakara kıyısı karşısında tam etki vermezken, Yunanistan'ın Girit veya Meis gibi adalarla Türkiye ve Libya'nın anakara uzantılarını kesmeye çalışması uluslararası içtihat hukukuna tamamen aykırıdır.

Türkiye ve Libya'dan AB'ye Yanıt: "Siyasi Tercihlerle Haklarımız Yok Sayılamaz"

Ursula von der Leyen'in 20 Ekim 2026 tarihli açıklamalarına hem Türkiye Cumhuriyeti devlet kurumlarından hem de siyasetin tüm kanatlarından sert ve ortak bir tepki gelmiştir. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, 20 Ekim 2026'da yayımladığı resmî açıklamada Libya Temsilciler Meclisi'nin onay kararını memnuniyetle karşıladığını belirterek mutabakatın meşruiyetini vurgulamıştır:

"2019 yılından beri yürürlükte olan Türkiye ile Libya arasındaki Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası konusunda Libya Temsilciler Meclisinin bugün (20 Ekim) kabul ettiği kararı memnuniyetle karşılıyoruz. Söz konusu Mutabakat Muhtırası uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri temelinde iki ülkenin karşılıklı hak ve menfaatlerini gözetmekte olup ülkelerimiz arasındaki iş birliğinin daha da derinleşmesine katkı sağlamaktadır." — T.C. Dışişleri Bakanlığı Resmî Açıklaması (20 Ekim 2026)

Mavi Vatan doktrini ve Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları meselesi, Türkiye'de partiler üstü bir millî güvenlik konusu olarak ele alınmaktadır. Nitekim ana muhalefet cephesinden CHP Genel Başkanı Özgür Özel de 21 Ekim 2026'da doğrudan Ursula von der Leyen'e hitaben yaptığı açıklamada AB Komisyonu Başkanı'nın sözlerini reddetmiş ve şu ifadeleri kullanmıştır:

"Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in, Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanları anlaşmasını hedef alan açıklamalarını reddediyoruz. Türkiye ve Libya, egemen iki devlettir. Karşılıklı hak ve menfaatleri doğrultusunda yaptıkları anlaşmalar, siyasi tercihler nedeniyle yok sayılamaz. Sayın von der Leyen, Akdeniz'de taraf tutarak değil, hakkaniyeti ve uluslararası hukuku gözeterek barışa destek olabilirsiniz. Ülkemizin hak ve menfaatlerini her platformda savunmaya, tarafsızlığını yitirmiş kibirli tutumunuzun karşısında yer almaya devam edeceğiz."

Türkiye'de iktidar ve muhalefetin Brüksel'in tek taraflı dayatmalarına karşı sergilediği bu ortak duruş, uluslararası kamuoyuna ve haber ajanslarına Ankara'nın Doğu Akdeniz'deki egemenlik haklarından hiçbir koşulda taviz vermeyeceğinin en net mesajı olmuştur. Eş zamanlı olarak MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Trablus'ta Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile gerçekleştirdiği kritik görüşme ve Hafter kontrolündeki doğu yönetiminin anlaşmaya verdiği tam destek, sahadaki ve masadaki Türk-Libya mutabakatını perçinlemiştir.

Doğu Akdeniz'de Yeni Denklem: Bundan Sonra Ne Olacak?

Libya Temsilciler Meclisi'nin 20 Ekim 2026'da anlaşmayı onaylamasıyla birlikte Doğu Akdeniz jeopolitiğinde yepyeni bir safhaya geçilmiştir. Artık Libya'da hem batı (Trablus) hem de doğu (Tobruk/Bingazi) yönetimleri Türkiye ile çizilen deniz sınırını resmen tanımaktadır. Bu hukuki bütünlük, bölgedeki enerji ve güvenlik denklemini doğrudan değiştirecek pratik sonuçlar doğurmaktadır:

  • Ortak Sismik Araştırma ve Sondaj Faaliyetleri: 2019 deniz yetki anlaşmasını tamamlayan Ekim 2022 tarihli Hidrokarbon Mutabakatı, Tobruk Meclisi'nin ana anlaşmayı onaylamasıyla birlikte tüm Libya genelinde sağlam bir yasal zemine kavuşmuştur. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC), belirlenen kıta sahanlığı sahalarında ortak sismik arama ve sondaj faaliyetlerini hızlandırabilecektir.
  • Üçüncü Taraf İhlallerinin Engellenmesi: Türkiye ve Libya arasında belirlenen deniz yetki alanından izinsiz geçirilmesi planlanan boru hatları (örneğin ekonomik ve teknik açıdan zaten çökmüş olan EastMed projesi) veya üçüncü ülkelerin izinsiz araştırma faaliyetleri, her iki devletin ortak diplomatik ve hukuki engeliyle karşılaşacaktır.
  • Kapsayıcı Bölgesel Konferans Çağrısı: Türkiye, hakkını korurken diplomasi kapısını da açık tutmaktadır. Ankara'nın uzun süredir önerdiği, KKTC dahil tüm kıyıdaş devletlerin katılacağı "Doğu Akdeniz Konferansı" önerisi, AB'nin dışlayıcı politikalarına karşı bölgede adil ve kalıcı barışın tek gerçekçi anahtarı olmaya devam etmektedir.

Not: Uluslararası deniz hukuku ve sınırlandırma anlaşmaları, devletler arası diplomatik süreçlere ve uluslararası yargı içtihatlarına tabi teknik konular olup resmi işlemler ve hukuki uyuşmazlıklar için uluslararası hukuk uzmanlarına ve Dışişleri Bakanlığı'nın resmi belgelerine başvurulmalıdır.

Sonuç

Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan ve 20 Ekim 2026 tarihinde Libya Temsilciler Meclisi tarafından oy birliğiyle onaylanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası, uluslararası hukukun hakkaniyet, kesmeme ve orantılılık ilkelerine tam uyumlu bir belgedir. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in bu meşru anlaşmayı "geçersiz ve hükümsüz" ilan etmesi, hukuki bir değerlendirme değil, Yunanistan ve GKRY'nin haksız taleplerini korumaya yönelik siyasi bir dayanışma refleksidir. Uluslararası Adalet Divanı'nın Manş Denizi'nden Yılan Adası'na, Malta'dan Nikaragua'ya kadar uzanan yerleşik içtihatları Türkiye'nin tezlerini açıkça doğrularken, Libya'nın doğu ve batı yönetimlerinin anlaşma etrafında birleşmesi Mavi Vatan sınırlarının Doğu Akdeniz'deki sarsılmaz meşruiyetini tescillemiştir.

Sık Sorulan Sorular

Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması BM tarafından tescil edildi mi?

Evet, 27 Kasım 2019 tarihinde imzalanan Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası, Birleşmiş Milletler Şartı'nın 102. maddesi uyarınca 30 Eylül 2020 tarihinde BM Genel Sekreterliği tarafından resmen tescil edilmiş ve yayımlanmıştır. 20 Ekim 2026'da Libya Temsilciler Meclisi'nin verdiği oy birliği onayı ile anlaşmanın Libya iç hukukundaki tüm süreçleri de eksiksiz tamamlanmıştır.

Avrupa Birliği'nin Türkiye-Libya anlaşmasını iptal etme yetkisi var mı?

Hayır, Avrupa Birliği'nin veya AB Komisyonu'nun iki egemen devlet arasında imzalanmış uluslararası bir anlaşmayı iptal etme, denetleme veya hükümsüz kılma gibi bir hukuki yetkisi yoktur. AB bir uluslararası mahkeme değildir ve üçüncü devletler (Türkiye ve Libya) açısından AB Konseyi veya Komisyonu kararları hiçbir hukuki bağlayıcılık taşımaz.

Yunanistan adaların kıta sahanlığı konusunda neden haksızdır?

Yunanistan, anakaradan çok uzakta bulunan küçük adaların bile anakaralarla eşit oranda kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgeye sahip olduğunu iddia etmektedir. Oysa Uluslararası Adalet Divanı içtihatlarına göre sınırlandırmada esas olan hakkaniyet ilkesidir; ortay hattın ters tarafında kalan veya anakaraların doğal uzantısını kesen adalara kısmi etki veya sıfır etki verilir.

Libya Temsilciler Meclisi'nin 20 Ekim 2026 kararı neden tarihi bir dönüm noktasıdır?

Anlaşma 2019'da imzalandığında Libya'nın doğusundaki Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi mutabakata karşı çıkmış ve Yunanistan bu durumu anlaşmanın geçersizliğine kanıt olarak göstermişti. 20 Ekim 2026'da aynı Temsilciler Meclisi'nin 2020 tarihli ret kararını iptal ederek anlaşmayı oy birliğiyle onaylaması, Libya'nın tüm siyasi kanatlarının Türkiye ile yapılan anlaşmada birleştiğini kanıtlamış ve karşıt tezleri çürütmüştür.

Kaynaklar

İleri Okuma

  • Acer, Yücel, Ege Sorunları ve Uluslararası Hukuk: Deniz Yetki Alanları Sınırlandırması, SETA Yayınları, Ankara.
  • Yaycı, Cihat, Libya Türkiye'nin Denizden Komşusudur: Doğu Akdeniz'de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul, 2019.
  • Pazarcı, Hüseyin, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, Ankara (Deniz Hukuku ve Kıta Sahanlığı Sınırlandırma İlkeleri Bölümü).
  • Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Maritime Delimitation in the Black Sea (Romania v. Ukraine), Judgment, I.C.J. Reports 2009 ve Territorial and Maritime Dispute (Nicaragua v. Colombia), Judgment, I.C.J. Reports 2012.
Yazı Kısa Bağlantısı